-
Betül AŞICI
Tarih: 07-02-2026 21:06:00
Güncelleme: 07-02-2026 21:06:00
Artık kahve molası değil, öfke molası zamanı. Başlarken her şey o sıcak, tatlı sohbetler içindi; hayatın küçük güzelliklerini, geçmişin o tozlu ama değerli anılarını paylaşacaktık. Ama gündem denilen o acımasız sel, her şeyi alıp götürdü. İçimizde biriken, artık "muhabbet" değil, katıksız, yürek yakan bir öfke.
Ellerinizi çekin artık şu çocukların üzerinden! Bu bir ricâ değil, bir yalvarış hiç değil; bu, için için kaynayıp taşan bir nefretin haykırışı. Ve biz bunu sadece içimizden mi söylüyoruz? Evet, çünkü ortada görünen bir adım, gerçek bir hesap, caydırıcı bir son yok. Sadece sayılar. 800 dosya, 1000 dosya... İyi güzel de, bu dosya denilen kâğıt yığınları ne zaman bir insanlık suçu olarak görülüp gereken cevabı alacak? Hangi büyük adamlar, hangi güç sahipleri, o ışıltılı makamlarından sökülüp atılacak? Kim, bu yaşananlardan gerçek anlamda zarar görecek? Sistem öyle bir hale geldi ki, bir yaprak kımıldasa hesap soran mekanizma, çocuklar katledilince sessizliğe bürünüyor.
Ve depremler... Ah o depremler! O "doğal afet" denen ve ardında binlerce masum bırakan felaketler. İnsanın aklına ister istemez o lanet olası soru geliyor: Doğal mıydı gerçekten? Yoksa doğanın gazabı, bazılarının kirli hesapları için bir perde miydi? Çocukların sesinin, çığlığının toprak altında kalması için kullanılan bir araç mıydı? Bu sorular deli değil. Bunlar, yaşanan vahşete layık, haklı sorular. Bunca şiddet, bunca zulüm ortadayken, birilerinin "ölümsüzlük" peşinde koşması ise ayrı bir gülünçlük ve iğrençlik. Bulacaksın diyelim, ne olacak? Kan içerek mi ebediyete kavuşacaksın? Bu dünyanın, bu ahiretin sonuna kadar yaşayacaksın, peki elinde kalacak olan şey ne? Ruhunun çürümüşlüğünden başka?
Duyuyoruz, o kadar mide bulandırıcı şeyler duyuyoruz ki, artık insan etinden bahsedilir oldu. Ulaştığımız noktaya bakın! Hayvanlardan aşağıya düştük. Onlar içgüdüyle, açlıkla hareket eder. Bizimse aklımız, vicdanımız, inancımız var. Ama görünen o ki, biz aklımızı şeytani bir zekaya, vicdanımızı bir köre, inancımızı da bir korkaklığa dönüştürdük. Her geçen gün daha da batıyoruz.
1400 yıl önce, karanlık bir çağda, toprağa canlı canlı gömülen kız çocuklarını kurtaran bir Peygamber'in mirasçılarıyız biz. O, onları omuzlarında taşıdı. 1400 yıl sonra, sözde medeniyetin zirvesinde, aynı çocukları betonlara, şiddete, karanlık emellere gömmekten bahsediyoruz. Bu kadar yüz karası, bu kadar alçalış olamaz.
Söylenecek o kadar çok şey var ki... Kelimeler tükeniyor. Öfke, kelimeleri boğuyor. İçimizde öyle bir isyan birikiyor ki, "Kopsun artık bu Kıyamet!" demek geliyor içimizden. Çünkü görünen o ki, hesap günü, bu dünyada adaleti göremeyenler için tek ümit haline geldi.
asicieminebetul@gmail.com
- KAHVE MOLASI: DENİZ DERYA OLMUŞ
- KAHVE MOLASI: KEŞKE DEMEDEN
- KAHVE MOLASI: VEFASİZMİYİZ!
- KAHVE MOLASI: BUGÜN BABA OLDUM
- KAHVE MOLASI: BAYRAM GELDİ EVİMİZE
- KAHVE MOLASI: KADIN KADIN OLALI
- KAHVE MOLASI: HERŞEYE RAĞMEN BEN BİR KADINIM
- KAHVE MOLASI : İftar israf olmasın
- KAHVE MOLASI: HAYATIMIZ DİZİ OLMUŞ
- KAHVE MOLASI : HOŞ GELDİN YA ŞEHRİ RAMAZAN
- KAHVE MOLASİ : BOŞA GİDEN EMEKLERİMİZ
- KAHVE MOLASI:ŞALVAR DAVASI